“Nasıl oldun?”

Nasıl oldun? diye bir mesaj geldi dünyanın bir ucundan, taa Amerika’lardan. Okyanus ötesinden gelen bu ses, kalbindeki denizi coşturdu Piraye’nin. Arkadaşı Hasibe, 9 gün önce kaybettiği kedisinin üzüntüsünü yaşayan arkadaşını merak etmişti. Sesini duyamasa da, aradaki saat farkından ötürü arayamasa da, “nasıl oldun?” mesajı ile sırtını sıvazlamak istemişti belli ki.

Piraye, güzel arkadaşından aldığı bu güzel hediyeyi, arkadaşına sarılır gibi kalbine sımsıkı bastırdı. Ciğerlerini kesen acı, hüzün yeniden dokundu içine, tutamadı göz yaşlarını, tutamadığı gibi küçük kızımı, Müjganını, minik kedisini. Tutamadı, kibar bebeğinin nefesini bedeninde tutamadığı gibi tutamadı.

Ne anlamlar yüklemişti o beyaz bebeğe. Celali fırtınalar eserken hayatında, gelivermişti beyaz prenses. Saf Cemal idi yüzü. Bebek gibi boynuna sarıldı o gece. Meğer son geceleriymiş birlikte, bir veda imiş o gönülleme.

Olur bazen. Hani olmaz olur. Hani gün doğmaz olur. Şebi yelda gibi en uzun gece, sabaha ermez bir türlü. Öyledir, ölmek istersin yaşadığın zorluklara dayanamadığınız için, ölemezsin ne ki duan kabul olmuştur çoktan, kalbine giriveren o minik göçtüğünde ebedi aleme, al işte şimdi böyle yaşa, ölmek nedir anla notasıdır belki de Yara’dan’ın…

Küçük kızım, miniğim, kibar bebeğim. Müjgan.

Şuna bir yanıt: ““Nasıl oldun?””

Yorum bırakın