Kut’lu-yorum hayatı

“İçimi yıkamaya geliyorum.”

Baharın gönlünden kopmuş bir öğle vaktiydi. Kuşlar, ahenkli bir orkestradan rol çalarcasına kulakları şenlendiriyordu. Kirazlar çiçeğe durmuştu. Güneş, insanın içini ısıtıyordu.

Ne ki, güneş Şirin’in içine değmiyordu. Göğsünde çırpınan kuşun çaresizliğinden etraftakilerin senfonisini duyamıyor, kafası verdiği karardan ötürü hiç de serin hissetirmiyordu.

Sonunda bir karara varıp, karalar bağlamıştı. Şimdi kendini ikna etmek ister gibi -içine konuşup, dışına susarak- elleri ceplerinde dalgın dalgın yürüyordu. Sabah saat 10.00’dan beri kaç defa bu yolu arşınladığını bilmeden…

Yorgunluktan mı, açlıktan mı, yoksa düşünceleri ardı ardına bağladığından mıdır, başına onmaz bir ağrı peydah olmuştu. Birden durdu ve düşürdüğü bir şeye bakınır gibi ani bir hareketle geri döndü ve koşmaya başladı. Koşarken çarptığı insanlardan özür dileyerek ilerliyordu. Nefes nefese kalmıştı, fakat aldırmıyordu. Rüzgar, saçlarına dolanırken; parfümünün kokusu kendinden uzaklaşan arnavut kaldırımlı sokakların boşluğunda kalıyordu.

Dizlerinde derman kalmamıştı. Oracıkta düşüverecekmiş gibi hissetse de içinde çalan şarkı (Sezen Aksu  Kutlama, alBüm: Deniz Yıldızı  2008.) “(…) başımı omzuna yaslamaya/ hayata yeniden başlamaya/ bağında/bahçende pınarlarında/ içimi yıkamaya geliyorum (…)” sözleri kendisine güç veriyor, içinin baharlarını şenlendiriyordu.

Nihayet tarihi tren garının kapısına vardığında, soluk soluğa idi. Ciğerleri kesiliyormuş gibi bir acıyla çınlıyor, Şirin selam eder gibi elini göğsüne bastırıyordu. Diğer elini cebine attı ve buruşturduğu tren biletine hızlıca göz attı. Biletteki saat, 13.40’ı işaret ediyordu. Gözleri hemen bekleme salonundaki saati aradı. Dijital saat, kırmızı iri rakamlarla 13.37’yi gösteriyordu.

İşte 3 dakikalık mesafe kalmıştı, kendisini “şehrim” dediği adama götürecek trene…

Mademki duygularını yaşarsa öleceğini sanıyordu, o halde duygularını yaşayarak yaşamayı seçecekti.

İşte şimdi, raylarda yavaş yavaş süzülen trenin camına başını yaslamış, camdan özüne damlayan manzaranın şahitliğinde demliyordu ser’ini usul usul…
Kendi peşine düşmüş bir insanın telaşsızlığında. Yanında bavulu yoktu belki, fakat yüzünde bir gülümseme, kalbinde huzur ve kocaman bir umut götürüyordu “şehri”Ne…

Fotoğraf, fotoğrafı tutku halinde yaşayan ablamın arşivinden, 2022 ilk baharı.

Yorum bırakın